Tasavvuf Denge Kurma Sanatıdır

Tasavvuf Denge Kurma Sanatıdır

   
Sûfîlerin bilişsel yetenekleri, bilgi kaynakları, modernlerin bilgi kaynaklarından çok daha katmanlıdır.
 
Ekleyen : Abullah KAÇAN
Okuma Sayısı : 5669

 

Sûfîlerin bilişsel yetenekleri, bilgi kaynakları, modernlerin bilgi kaynaklarından çok daha katmanlıdır. Mesela melâmet neş’esine sahip İslâm tasavvufunda şeklî olana çok fazla bağlı kalmadan çalışan ârifler grubunu ele alalım. Önce şunu belirtmek gerekir: Şekil, ton, suret, cisim, madde; bunlar da gereksiz, lüzumsuz, tamamen dışlanan bir özellikte değildir Melâmilerde. Esas olan, ruhanî olandır, sirke küpünün içindekidir, zatî olandır. Bütün maneviyat akımlarında en önemli özellik, bu iç–dış dengesini optimum noktada muhafaza edebilmektir. Bir yol eğer sürekliliğini sağlayabiliyorsa kurulduğu günden bu yana devam edebiliyor, gidebiliyorsa ve içinde hâlâ enerjisi varsa, o yol, o madde -mânâ, ruh-beden dengesini kurabilmiş demektir.
Terazinin kefesinde bir taraftan bir tarafa kayma olduğunda ki bunlar çok görülen olaylar; denge bozuluyor. Çok ince kıldan bir terazi lazım; bunu dengede tutabilmek, çok büyük maharet istiyor. Bir taraftan bir tarafa kaymanız neticesinde İslâm tasavvufunun o optimum noktası kayboluyor. İşte melâmet neş’esine sahip ârifler, “Dervişlik dediğin taç ile hırka değil/ Gönlün derviş eyleyen hırkaya muhtaç değil” veyahut da “Dervişlik olaydı taç ile hırka/ Biz dahî alırdık otuza kırka” düsturlarında ifade edilen bir tarz maddeden soyunmuşluğu temsil eden bir akımdır.
 
ÖZ MÜ KABUK MU? Doğrudur; Esas muhafaza edeceğimiz anlamdır, ruhtur fakat özü kabuktan ayrı düşünemeyiz. Öncelik ve sonralık da veremeyiz. Bir bütündür. Esas olan özdür, kabuk özü korumak içindir ve kabuk olmazsa öz zayi olur. Bunun için kabuğu temsil için üretilmiş sembolleri de muhafaza etmek gerekir. Diyelim ki siz İslâm tasavvufunun hilâfet makamlarıyla ilgili bazı ruhanî tecrübeler elde edersiniz. Bunun dıştaki sembolizmi olarak da başınıza bir taç giyersiniz. Dersiniz ki bizim alâmetimiz bu, biz de eyvallah deriz, itiraz etmeyiz.
 
Ama siz kendinizi tanıma yolunda çaba sarf etmezseniz, sağa sola tevhid saçmak, birlik saçmak yerine, sağa sola tefrika saçarsanız, sağa sola ikilik, üçlük, beşlik, ayrılık gayrılık, senlik benlik saçarsanız başınızdaki tacın boyu beş metre olsa, sardığınız sarık üç yüz metre olsa ne fayda! Yunus Emre’nin o melâmet neş’esiyle söylediği “Dervişlik olaydı taç ile hırka” pazarda satılan, çarşıda satılan bir kumaş parçası olaydı, alırdık biz de, başımıza takardık, insan-ı kâmil olurduk anlamında. Yoksa hırka yoktur, takke boştur anlamında değil. SÛFÎLERİN YÖNTEMİ İÇTEN DIŞA DOĞRUDUR Demek ki tarihte de günümüzde de bazı insanlar bazı formlar giymek suretiyle “Ben oldum” diyebilmekteler, ya da tam tersi “Ben oldum” demek için bazı formları çıkarabilmekteler. Burada bizim sûfîlerin yöntemi tamamen içten dışa doğru bir bakış açısıdır. İniş, tecelli içten dışa doğrudur. Çıkış dıştan içe doğrudur.
 
Dolayısıyla bir şeye hükmedebilmemiz için onun dıştaki görüntüsünden içine doğru bakarız. Buna tasavvufta siretten surete geçiş denir. Suretten sirete, siretten surete iniş çıkışlar söz konusudur. Ama İlâhi göz yukarıdan aşağıyadır yani siretten surete doğrudur. Allah gözüyle olaylara bakmak istiyorsanız, içten dışa doğru bakacaksınız. Ama kul gözüyle nazar ettiğimiz zaman biz olaylara hep dıştan içe doğru bakarız. Ve böyle de bakmak zorundayız, çünkü biz o halde henüz İlâhi dereceleri elde edememişsek zahirle, gördüğümüzle hükmetmek durumundayız. Bu çok doğaldır. İYİLİĞİN VE KÖTÜLÜĞÜN KALICILIĞI Gördüğümüzle hükmetmek içten dışarıya bir geçiş olduğunun da göstergesidir. Kemali elde etmek bir saatlik iki saatlik hadise değildir, onda devamlılık şarttır. Yani siz bir gün, bir saat veya beş saat çok iyi bir insan olun.
 
Çok iyilikler yapın, çok ibadetler yapın ama sonra bırakın. O beş saatin feyzi size hemen tesir etmez. Eğer iyi bir insan olmak istiyorsanız iyiliğin sizde oturması gerekiyor. Oturması için de devamlılık lazım. Devamlılık olunca o şey artık sizin kimliğiniz haline geliyor. Kötülük için de bu söz konusudur. Onun için İslâm’da bir kötülüğü, bir günahı, yasak bir şeyi, bir kere yapmışsanız ve onun akabinde de bir pişmanlık duymuş özür beyan etmişseniz eğer o kötülük, sizde çok yer etmez. Ama günahlarda ısrar dediğimiz şey olursa, o zaman “aura yırtılması” denilen fizik beden yıpranması gerçekleşmektedir. ALLAH’I ANLAYACAK TEK VARLIK İNSANDIR Nasıl ki bir bebek anne karnında bir su içinde, bir zar içinde idiyse ve o suyun içinden çıkabilmek için o zarı yırtmak durumunda kaldıysa, doğduktan sonra da her insan bir zar, bir fanus içinde yaşamaktadır. Bu “aura” dediğimiz bir koruma alanıdır, bir zırhtır.
 
 İnsan o alanı düşünceleri niyetleri eylemleriyle kendi besler, bir renk verir. Ârifler baktıkları zaman insanların etrafındaki zarla o kişinin hangi hâl üzere olduğunu görürler. İşte o zarı yırtmamak gerekiyor. O zar koruyucu bir zar. İnsan manevî bir varlık, insan kutsal bir varlık, Allah’ın bir emaneti. Allah’ın bahşettiği en mükemmel varlık; insan. Allah’ı anlayabilen tek varlık. Bu büyük bir imtiyaz veriyor insana. Yani Allah insanı nasıl sevmesin ki! Allah insana müştak, Allah insanı çok seviyor. Allah insana meylediyor. Neden meyletmesin ki; varlık planında Allah’ı anlayabilecek tek varlık insan. O’na dost olabilecek yegâne varlık insan. Zaten kendine dost olsun diye yaratmış bizi. Ama biz yaramazlık yapmışız, haylazlık yapmışız, o ayrı bir şey. O seninle konuşmak istiyor, seninle beraber olmak istiyor, biz ise başka işlere gidiyoruz.
 
O da diyor ki “Yapma böyle”, yani “Ahdine sadık ol; baştan senle nasıl anlaşmıştık, nasıl konuşmuştuk, söz vermiştin öyle değil mi? Belâ demiştin, tamam demiştin, eyvallah demiştin, ama şimdi sözünde durmuyorsun”… “Akitlerinizi, sözünüzü yerine getirin” der Kur’ân-ı Kerîm. SOSYOLOJİ MÜSLÜMANI METAFİZİK MÜSLÜMAN İslâm tasavvufunda, klasik dönemde, bir tekkenin kapısını çalıp bir ermişe öğrenci olmak isterseniz birinci şart olarak size zor durumda da kalsan bize yalan söylemeyeceğine söz ver, denilir. Ahdine sadakat, bir dervişin en mühim hassasıdır. Ahid çok önemli. Verilen sözü yerine getirmek. Bugün birisi ben Müslümanım diyorsa, verdiği sözü yerine getirmiyorsa ona biz “sosyolojik Müslüman” diyoruz.
 
Yani toplumsal mânâda birileri ona Müslüman diyor o kadar. Ama metafizik Müslümanları arıyoruz biz. Yani metafizik anlamda Müslümanlık daha içine oturmamış. Sosyolojik mânâda, toplumsal mânâda Müslüman. Annesi Müslümandı, babası Müslümandı. Böyle çok Müslüman var piyasada. Yetmiş milyon Türkiye Müslüman. Kayıtlarda öyle gözüküyor. Ama inşallah o sosyolojik İslâm ötesinde bir İslâm derecesine geçmemiz gerekiyor. İşte ahdine sadakat, verdiğimiz sözü yerine getirmek İslâm tasavvufunda çok önemli. Yerine getiremeyeceğin şeye söz vermeyeceksin. Söz vermişsen muhakkak yerine getireceksin, bu en önemli özelliklerden bir tanesi. MELÂMET HAREKETİN İÇİNDEKİ ANLAMA BAKMAKTIR Melâmet neş’esi, seyr-ü sülûkün, maneviyat yolculuğunun başlangıcında ortaya çıkan bir haslet değildir.
 
Onun için “Ben yeni yeni başlıyorum bu işlere ama melâmet neş’esindeyim” diyene çok iyi gözle bakılmaz. Melâmet daha sonra ortaya çıkacak olan bir nazlı gelindir, bir nazlı yapıdır, nazik bir yapıdır. Hassas bir yapıdır. Başlangıçtaki bir kimse Melâmiliğin o nazik yapısını tam anlayamaz, yanlışlık yapar. Çünkü melâmet için öncelikle çok kuvvetli dinî ve manevî yaşantı gerekir. Önce onu bir yaşayacak, oradan bazı kapılar açılacak ona. O dinî yaşantı içinde yaptığı bazı farklı hareketler, daha sonra anlamını açmaya başlayacak kendisinde. Bunun ardından da bütün fizikî hareketlerin yeryüzünde kaldığını, hareketlerin götürülmediğini görecek. Eğer Müslümansa; kıldığı namazların, tuttuğu oruçların, başka bir dine mensupsa o dinin ritüellerinin burada kaldığını görecek. Hepsinin izafî, rölative olduğunu, mutlak olmadığını ve yanında onları götürmediğini görecek.
 
 O zaman onlardan, anlamını oralarda aramaktanziyade, o hareketlerden hâsıl olan mânâda aramaya doğru sevkedilecek. İşte melâmet neş’esi budur. Melâmet, hareketin içindeki anlama bakmaktır. Ama hareketleri bir kenara atmak şeklinde değil. Bedenli varlık olduğumuz sürece, bedenliliğimiz sürdüğü sürece hareketlere mahkûmuz. Dinî amellere, manevî amellere mahkûmuz. Yani bazıları şöyle diyebilir; “Benim herhangi bir pratiğim yok, ben herhangi bir pratik izlemiyorum ama bu söylediğiniz şeyleri çok seviyorum; Mevlânâ’yı, Yunus Emre’yi çok seviyorum...” Güzel fakat insanın disiplinli bir şekilde sevgisini sürdürebilmesi için belirli pratiklere devam etmesi gerekiyor. O pratiklere devamla ardında manevî enerji açılımı söz konusu oluyor. Bir mollanın, bir müftünün dediği gibi değil, sûfîlerin anladığı İslâm, bir yönüyle baktığımız zaman pratiksizlerin bakış açısının tamamen zıddı da değil. Bu orta noktayı yakalamak çok önemli. Bir Molla Kâsım gelir seni sîgaya çeker derken, Molla Kâsım’dan uzak duruyor Yunus. Ama kendisi belirli bir pratiği izleme içerisinde.
 
Ona tepki olarak bütün pratikleri kenara atma, hiçbir pratiği izlememe yolunu tercih etmiyor. Âlemde boşluk yoktur, hiçbir pratiği izlememeniz mümkün değildir. Siz, yüzünüzü güle döndürdüğünüz noktada sırtınızı duvara çevirmiş oluyorsunuz zaten otomatikman. Hem güle hem duvara bakamıyorsunuz. Onun için bîtaraf olanlar bertaraf olurlar. Bîtaraf olmak mümkün değil. Güle dön yüzünü ve bunu radikal bir şekilde yap. Yeni moda tabirle konuşuyorum; “Ben gülden yanayım” de, ben sırtımı duvara döndüm demene gerek kalmaz o zaman zaten. Otomatikman o anlam içinde var zaten. Ben yüzümü aydınlıklardan yana, gülden yana çevirdim dediğiniz an karanlıklara sırtınızı dönmüşsünüz anlamına geliyor. Tevhid, birlik mertebesinde olmadığı için şehadet âlemi, görünürler âlemi, zıtlıklar âlemi olduğundan dolayı böyle konuşuyorum.

 

Yorumlar

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

 

Tasavvuf Yeni Haberler

Ahmet Yesevi

Ahmet Yesevi Tam adı Ahmet bin İbrahim bin İlyas Yesevidir. Karahanlıların hüküm sürdüğü çağlarda ...

YUNUS EMRE VE TASAVVUF

YUNUS EMRE VE TASAVVUF İslam tarihinin en büyük bilgelerinden olup yaşadığı ve yaşattığı inanç sistemi...

 

© Copyright 2012 Abdullah KAÇAN | İlimnet - İlim İnternet

Kategoriler
Akaid - Allah'a İman , Cennet , Esmaül-Hüsna , Müslümanın Tutumları , | Fıkıh - Hac , Kurban , Namaz , Ramazan Ve Oruç , Taharet , Zekat , | İlimi Araştırma - Canlılar , Hz.Mehdi , Kuran Mucizeleri , | İslam Tarihi - Asr-ı Sadet , İslamdan Önce , Mezhepler Tarihi , Padişahlar , Peygamberler Tarihi , Savaşlar , | Kadın Ve Aile - Çocuk Eğitimi , Evlilik Müessesi , Örnek Kadınlar , | Siyer - Sahabeler , | Tasavvuf - Tasavvuf Büyükleri , |
Videolar Animasyon Belgesel Film Ve Dizi Komedi Eğlence Video Klip  
Kuran , Sünnet, Hadis , Mekke , Medine, Ravza, Muhammed (sav) , Sanal Kütüphane , İlahi , Ezgi , Hatim , Sohbet , Ders , Film , Çizgi Film, Arapça , Klip , Şiir , Mp3 , Belgesel ,Yazarlar
I