Ve Dünyadan Ayrılıyor(M. 632 - H. 12 Rebiul Evvel 11)

Ve Dünyadan Ayrılıyor(M. 632 - H. 12 Rebiul Evvel 11)

   
Peygamberimiz Aleyhisselâmın hastalığı sıtma idi. Soğuk su ile rahatlamaya çalışıyordu...
 
Ekleyen : Abullah KAÇAN
Okuma Sayısı : 2439

 

Peygamberimiz Aleyhisselâmın hastalığı sıtma idi. Soğuk su ile rahatlamaya çalışıyordu. Son üç günde hastalığı iyice ağırlaştı. Hazreti Ebû Bekir'i imamlık yapmak üzere vekil seçti. Nihayet 13 gün süren hastalıktan sonra hicretin 11 nci yılı Rebiulevvel ayının 12 nci Pazartesi gecesi milâdî 632 yılında 63 yaşında mübarek ruhları uçup en yüce makama gitti.

Sahabiler bu acı hakikat karşısında şaşırıp kaldılar. Diller tutuldu, kalbler dondu, feryadlar göklere yükseldi. Hazreti Ömer gibi sahabiler bile inanmak istemedi. Bu fırsattan faydalanmak isteyen bazı kimseler dinden çıkarak yalancı peygamberlik hevesine kapıldı. Ancak Hazreti Ebû Bekir'in soğukkanlı davranışı ve hâkim olucu sözleri karşısında herkes kendine gelebildi.

Çünkü o büyük dost Hazreti Muhammed Aleyhisselâm'ın getirdiği Kur'an, ve Şeriatının rehberlik vazifesine devam ettiğini bildiriyor, bu büyük hakikati hatırlatıyordu.

Kendilerini toparlayan müminler önce Hazreti Ebû Bekir'i Halife seçip emrine girdiler. Sonra da Fahri Kâinat Efendimize karşı son vazifelerini yaptılar. Erkekler, kadınlar ve çocuklar sırayla namazını kıldılar. Peygamberimiz Aleyhisselâm, dünyaya gözlerini yumduğu, Hazreti Aişe'nin saadetli hanesine defnedildi. Şimdi Ravza-ı Mutahhara denilen makamı meydana geldi.

Peygamberimizin Yüksek Ahlâkı
Peygamberimiz Aleyhisselâm, bütün yaratılmışların en şereflisi ve şânı en yüce olanıdır. İnsanlara güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildiğini söylemiştir. Her güzel işte, örnek O'dur, ölçü O'dur. Merhamet ve şefkati, cömertlik ve keremi, akıl ve zekâsı, güzellik ve yaratılışı, iyilik ve ihsanı, doğruluk ve adaleti, sabır ve kanaati, temizlik ve iffeti, yiğitlik ve kuvveti, hâsılı her üstünlük ve fazileti başkaları ile ölçülmesi mümkün olmayacak derecede yüksektir.

Küçükleri sevip okşamak, hastaları arayıp sormak, hareketlerinde ölçülü olmak, herkese tatlı söz ve güler yüz göstermek, fakirlere ve düşkünlere yardımcı olmak, işi her zaman ehline vermek, aşırılığa ve gösterişe yüz vermemek, herkesin hakkını gözetmek gibi akla gelen her olgun ahlâk, O'nun sünnetidir.

Koca Arap yarımadası emri altında iken bir kuru ekmek parçasıyla karnını doyuracak, hattâ açlığını gidermek için karnına taş bağlayacak derecede sabır, kendisini öldürmek için saldıran ve yaralayarak en ağır eziyeti yapanların, sadece doğru yola gelmelerini isteyecek kadar merhamet sahibiydi. Huzurunda titreyen bir ziyaretçiye: "Korkma arkadaş! Ben, Kureyş'ten kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum!" buyuran bir geniş gönül taşıyordu. Kısacası, her güzel ahlâk, O'nda ayrı bir güzellik kazanmıştı.

Zevceleri
Peygamberimiz Aleyhisselâmın çok evlenmenin yasaklanmasından önce, bir çok hikmetler ye çeşitli sebeplerle nikâhına aldığı validelerimizin sayısı 12'dir. İlk zevcesi Hazreti Hatice ile Hazreti Zeyneb binti Huzeyme, kendi sağlığında vefat etmişler, diğerleri ise sonraya kalmışlardır. Zevcelerinden Hazreti Ebû Bekir'in kızı Hazreti âişe ve Hazreti Ömer'in kızı Hazreti Hafsa'yı bu en yakın iki dostuyla bağlılığını artırmak için nikahlamıştır. Bu maksatla, kendi kızlarını da üçüncü ve dördüncü derecedeki yakın dostu Hazreti Osman ve Hazreti Ali'ye vermiştir.

Ebû Süfyan'ın kızı Hazreti Ümmü Habibe, kocasının Habeşistan'da Hıristiyanlığa dönmesiyle himayesiz kalmıştı. Babası imân etmediği için onun yanına da gelemiyor, asaletli olduğu için herkesle evlenemiyordu. Peygamberimiz Aleyhisselâm dininde sebat eden bu mümineyi Habeş Hükümdarını vekil tâyin ederek nikahladı. Medine'ye getirterek himayesi altına aldı.

Hazreti Zeyneb binti Huzeyme, Hazreti Ümmü Seleme ve Hazreti Şevde de Hazreti Hafsa gibi kocaları Allah yolunda savaşırken şehîd düşmüşlerdi. Kimsesiz kalan ve korunmaya muhtaç olan bu kadınları Peygamberimiz Aleyhisselâm nikâhına aldı. Hazreti Zeyneb binti Cahş ise akrabası olup kocası ile geçinemediğinden ayrılmıştı. Efendimiz (A.S) akrabasının ricaları üzerine, onu nikâhına aldı.

Hazreti Cüveyriyye, Hazreti Mâriye, Hazreti Safiyye ve Hazreti Meymune validelerimiz ise, siyasî sebeplerden dolayı Peygamberimizin nikâhına girmişlerdir. 53 yaşına kadar dul bir kadın olan Hazreti Hatice ile yaşayan Peygamberimiz Aleyhisselâm bir çok hikmet ve sebeplerle, ömrünün son 10 yılında çok kadınla evlenmiştir. Bu validelerimiz de o hazretten öğrendikleri ile İslama büyük hizmetlerde bulunmuşlardır.

Evlâdı (Çocukları)
Peygamberimiz Aleyhisselâmın üçü erkek, dördü kız olmak üzere yedi evlâdı dünyaya gelmiştir. İlk oğlu Hazreti Kaasım olduğu için, Efendimiz (A.S) "Ebu'l-Kaasım = Kaasımın Babası" lakabıyla anılmıştır. Diğer oğulları da Hazreti Abdullah ve Hazreti İbrahim'dir. Kızları Hazreti Zeyneb, Hazreti Rukayye, Hazreti Ümmü Külsûm ve Hazreti Fâtıma'dır. Yalnız Hazreti ibrahim, Hazreti Mâriye'den doğmuş, diğerlerinin hepsi Hazreti Hatice'den olmuştur.

Oğulları bebek halinde, kızları ise evlilik hayatı sürerken Peygamberimiz Aleyhisselâm'dan önce vefat etmişlerdir. Yalnız Hazreti Fâtıma, babasından altı ay sonra 24 yaşında dünyadan ayrılmıştır. Hazreti Rukayye ile Hazreti Ümmü Külsûm, sırasıyla Hazreti Osman b. Affan ile evlenmişlerdir. Bu sebeple Hazreti Osman'a "Zinnûreyn = İki Nur Sahibi" lâkabı verilmiştir. Hazreti Zeyneb, Hazreti Ebû As b. Rebî ile, Hazreti Fâtıma da Hazreti Ali ile evlenmişlerdir.

Peygamberimiz Aleyhisselâmın soyu, kızı Hazreti Fâtıma'nın oğulları Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin neslinden devam etmiştir. Diğer kızlarından olan torunları yaşamamıştır. Hazreti Fâtıma'nın, Hazreti Hasan ile Hazreti Hüseyin'den başka Muhsin, Ümmükülsûm ve Zeyneb adında bir oğlu ve iki kızı daha vardır.

HALİFELERİ
Birinci Halifesi

Hazreti Ebû Bekir
Peygamberimiz Aleyhisselâmdan sonra Müslümanların din ve dünya işlerini idare edenlere "Halîfe" ve "Emîr" denilir. İslâmın ilk halifesi, Hazreti Ebû Bekir olup soyu yedinci göbekte Peygamberimiz Aleyhisselâm ile birleşir.

Hazreti Ebû Bekir, erkeklerden ilk iman eden, malının tamamına yakın kısmını Allah yolunda harcayan, Hazreti Bilâl gibi işkence gören Müslümanları kâfirlerin elinden satın alarak kurtaran, Peygamberimiz Aleyhisselâmın hicret arkadaşı ve kızı Hazreti Âişe ile evlenmesinden dolayı da kayınpederi olan en büyük dostudur.

Hazreti Ebû Bekir, iki sene üç ay süren halifeliği sırasında: Yemen, Necid ve Yemâme gibi yerlerde çıkan yalancı peygamberleri ortadan kaldırmış, dinden dönenleri, İslâmın emirlerinde gevşeklik gösterenleri yola getirmiş, Kur'an-ı Kerîm'in âyet ve sûrelerini bir araya toplatmıştır.

O'nun zamanında Hazreti Halid b. Velid'in emrindeki İslâm Orduları, Bizans ve İran Devletleri ile bir çok savaşlar yapmış ve her defasında yenerek geniş toprakları fethetmiş, Müslümanlığı yaymıştır.

Hazreti Ebû Bekir hicretin 13'üncü senesinde 63 yaşında irtihal etmiş, yerine Hazreti Ömer'i seçmiştir.

İkinci Halifesi

Hazreti Ömer
Hazreti Ebû Bekir'den sonra İslâmın ikinci halifesi olan Hazreti Ömer'in soyu, sekizinci göbekte Peygamberimiz Aleyhisselâm ile birleşir. Kızı Hazreti Hafsa ile evlenmesi sebebiyle Peygamberimiz Aleyhisselâmın kayınpederi olmuştur.

O'nun imana gelmesiyle, Müslümanlar ve kâfirlerin tarafı açıkça ayrılıp belli olduğu için Peygamberimiz Aleyhisselâm kendisine bu mânâyı dile getiren "Faruk" lâkabını vermiştir.

Peygamberimiz Aleyhisselâmın ikinci, Hazreti Ebû Bekir'in de birinci veziri makamında, İslâm Dinine büyük hizmetlerde bulunan Hazreti Ömer'in adaleti bütün dünyaca meşhurdur. Adaleti sevdiği için, hatır ve gönüle bakmamış, dünya malına aldırış etmemiş, kanaat içerisinde çok sâde bir mümin olarak yaşamıştır.

Hazreti Ömer'in halifeliği sırasında Bizans ve İran Devletleri ile yapılan bir çok savaşlar kazanılmıştır. Bunun sonucu olarak da İran Devleti tamamen ortadan silinmiş, Bizanslılar ise Mısır ve Kudüs'den Erzurum'a kadar topraklarının çoğunu Müslümanlara bırakıp kendi kabuğuna çekilmiştir. Böylece islâm Orduları Afrika'da Tunus'dan, Asya'da Kafkas Dağları ve Çin'e kadar olan yerleri fethetmişler, hazine paralarla dolup taşmıştır.

Peygamberimiz Aleyhisselâmın hicreti, 17'nci yılında, Hazreti Ömer zamanında tarih başı olarak kabul edilmiştir. Müminlerin emiri, 10 yıl altı ay idareden sonra hicretin 23'üncü senesinde, 63 yaşında olduğu halde, Ebû Lü'lü adında bir Hıristiyan köle tarafından şehid edilmiştir.

Üçüncü Halifesi

Hazreti Osman
Hazreti Ömer'den sonra üçüncü halife seçilen Hazreti Osman, ilk Müslümanlardan olup Peygamberimiz Aleyhisselâmın soyu ile beşinci göbekte birleşir. Çok edeb ve hayâ sahibi, yumuşak huylu bir zât idi. Zengin olduğu için malının tamamına yakın kısmını Allah yolunda harcamış, büyük yardımlarda bulunmuştur. Peygamberimiz Aleyhisselâmın iki kızı ile evlenerek damadı olmak şerefini elde etmiştir.

Hazreti Osman'ın halifeliği 12 seneden 12 gün noksandır. Kur'an-ı Kerîm'in sûrelerini sırasına göre düzenlettirmiş, bugünkü haline getirterek nüshalarını çoğalttırmış ve her tarafa dağıttırmıştır.

Hazreti Osman devrinde Afrika'nın kuzey kısımları, Kıbrıs adası, Anadolu'nun içleri, Türkistan ve daha nice yerler, İslâm Ordularının eline geçti. İslâmın sınırları çok genişledi.

Hazreti Osman'ın son zamanlarında bazı iç karışıklıklar çıktı. Bunun sonucu olarak da hicretin 35'inci yılında, 80 yaşını geçtiği halde şehîd edildi.

Dördüncü Halifesi

Hazreti Ali
Hazreti Osman'dan sonra İslâmın dördüncü halifesi seçilen Hazreti Ali, amcası Ebû Talib'in oğludur. 10 yaşında iken İslâmı kabul etmiş, kızı Hazreti Fâtıma ile evlendirmekle damadı olmuştur. Hazreti Ali'nin yiğitliği çok meşhurdur.

Hazreti Ali halife seçildikten sonra, bazı Müslümanlar Hazreti Osman'ın kanını dâvâ etmişler ve bu sebeplerle Cemel ile Sıffîn savaşları çıkmış, İslâm arasına ayrılık girmiştir.

Nihayet hicretin kırkıncı yılında, beş senelik halifelikten sonra Hazreti Ali şehîd edilmiştir. Hazreti Ali'nin yerine büyük oğlu Hazreti Hasan geçmiştir. Ancak yerini, altı ay sonra babası zamanında Şam'da halifeliğini ilân eden Hazreti Muaviye'ye bırakarak çekilmiştir. Böylece İslâm'da "Hulefâyı Râşidîn" denilen büyük halifeler devri sona ermiştir.

EMEVÎLER
Hicretin kırkıncı yılından başlayarak halifelik, Hazreti Muaviye'nin soyu olan Emevîler'e geçti ve bu isimle anılmaya başladı. Emevilerin Hazreti Muaviye ile başlayan idarelerinin ilk devirleri pek parlak geçti. Devlet yeni imkânlara kavuştu ve her şey gelişti. Şam, Devlet Merkezi olarak kullanıldı.

Büyük donanmalar kurulup denizlere açıldı. Türkistan, Hindistan ve Sudan'a ordular gönderildi. Afrika'nın Kuzeyi Fas'a kadar fethedildi. İstanbul bir kaç defa kuşatıldı. Hicretin 49'uncu yılında yapılan kuşatmada, Hazreti Ebu Eyyub el Ensârî şehîd düşerek bu şehirde defnedildi.

Emevilerin idaresi 90 sene sürdü ve bu zaman içerisinde 14 halife gelip geçti. Hazreti Muaviye'den sonra idareye geçen Yezid zamanında, Peygamberimiz Aleyhisselâmın torunu Hazreti Hüseyin, Kerbelâ'da şehîd oldu. Halife Abdulmelik zamanında İslâm sınırları çok genişledi. Emevî halifelerinden Hazreti Ömer b. Abdulaziz, çok değerli bir zat olup İslâm Dinine hizmetleri büyüktür.

Son Emevî halifesi Mervan zamanında, Horasan'lı Ebû Müslim'in çabaları ile Emeviler Devleti sona ermiş, idare Peygamberimiz Aleyhisselâmın amcası Hazreti Abbas'ın soyuna geçmiştir. Emeviler'den Abdurrahman b. Muaviye kaçarak kurtuldu ve İspanya'da Endülüs Emeviler Devletini kurdu. Bu devlet de çeşitli değişikliklere uğrayarak 422 sene sürdü.

ABBASİLER
Abbasiler, Bağdad şehrini merkez olarak seçtiler, devlet hizmetlerini geliştirdiler. Hicrî 132 yılında başlayan idareleri 656 senesine kadar devam etti. Bu zaman içerisinde 37 halife geldi geçti.

Abbasi halifeleri içerisinden Ebû Cafer Mansur ve Harun Reşid devirleri parlak geçmiştir. Harun Reşid zamanında Abbasiler en şanlı devirlerini yaşamışlar; İslâm Orduları Hindistan'dan Atlas Okyanusu'na, Kafkaslar'dan Orta Afrika'ya kadar fetihler yapmışlardır. Müslümanların bu hali Avrupalı devletlerin dikkatini çekmiş, krallar ile halife arasında elçiler gelip gitmiştir.

Harun Reşid'in Kral Şarlman'a gönderdiği bir çalar saati, ilk defa gören Avrupalılar çok hayret etmişlerdir.

Bu halifelerden sonra idarede yavaş yavaş zayıflık meydana gelmiş, bazı vilâyetler kendi başlarına devlet olmuşlardır. Fas ve Cezayir'de ayrı idareler kurulmuş, Mısır'da Fâtımîler Devleti ortaya çıkmıştır. Emeviler soyundan Abdurrahman b. Muaviye ise daha ilk zamanlarda, İspanya'da Endülüs Emevi Devletini kurmuştur.

Emevilerden Hazreti Muaviye zamanında fethedilip de halkı İslâm Dinini kabul etmiş olan Türkistan, gittikçe gelişti. Türkler de Abbasi Devleti içerisinde büyük değer kazandılar, din hizmetinde bulundular. Abbasiler'den sonra birçok devletler kurdular. Bunlardan; Afganistan'da kurulan Gazneliler Devleti gibi, bazıları dünyanın en büyük hükümetleri olmuş, Sultan Mahmud gibi yiğit hükümdarlar yetiştirmiştir.

Abbasiler'den Sonra....
Abbasi Devleti'nin zayıflaması sırasında ve parçalanmasından sonra, İslâm memleketlerinde küçüklü büyüklü bir çok devletler kuruldu. Bu devletlere "Tavâif-i Mülûk" adı verilir. Tamamına yakın kısmını Türklerin kurduğu bu devletlerin sayısı otuzdan fazladır. İçlerinde en mühimleri Gazneliler, Harzemşahlılar, Kirmanşahlar, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Kölemenler, Eyyubîler, Selçuklular, Cengiz ve Timur Hanlıkları'dır.

Bunlar arasında, Türk beylerinden Tuğrul Bey'in kurduğu Selçuklu Devleti çok mühimdi. Tuğrul Bey'in oğlu Alparslan ve onun oğlu Melikşah zamanlarında, dünyada bunlardan büyük devlet yoktu. Anadolu'yu da fetheden Selçuklular, sonradan bir kaç parçaya bölündü. Eski kuvvetleri kalmadı.

Moğol Saldırısı ve Haçlı Savaşları
Tavâif-i Mülûk denilen devletlerin tamamına yakın kısmı, İslâm Dinine büyük hizmetlerde bulunmuşlardır. Ancak içlerinden birkaçının verdiği zararlar da büyüktür.

Cengiz Han'ın idaresindeki Moğollar ve o zaman henüz cahillik içerisinde bulunan bazı Tatar kabileleri, İslâm memleketlerine saldırmışlar, geçtikleri yerleri çiğneyip harap etmişler, milyonlarca Müslümanı öldürerek ortalığı kan denizine çevirmişlerdir.

Diğer taraftan Avrupalı Hıristiyanlar da Kudüs'ü Müslümanların elinden almak bahanesiyle büyük ordularla savaşa çıktılar. "Haçlı Savaşları" diye anılan bu saldırılar, Müslüman Türk Devletlerinin büyük çabaları ile geri püskürtüldü. Mısır ve Suriye taraflarında hükümdarlık yapan Selâhaddin Eyyubî'nin kahramanca çarpışmaları ve İslâm ülkelerini büyük bir tehlikeden kurtarması, tarihte şanlı bir yer tutar.

Hıristiyanlar, papaların çabalarıyla yedi defa düzenledikleri bu Haçlı Savaşları sırasında, İslâm ülkelerinden götürdükleri yenilikleri memleketlerinde uyguladılar. Böylece Avrupa'da medeniyetin gelişmesine Müslümanlar sebep oldu. Hıristiyanların yaşayışları çok değişti.

İspanya'da kurulan ve Avrupa'da İslâmı yaymaya çalışan, Endülüs Emevîler Devleti de yavaş yavaş çökmeye başladı. Gırnata'dan başka Müslümanların elinde bir yer kalmadı. Sonra buraları da İspanyollar, ele geçirdi. İslam medeniyeti adına ne varsa herşey yakıp yıkıldı. Bütün müslümanlar katledildi. Müslümanların fethi sırasında yapılanlarla tam bir tezat teşkil eden bu hali tarih kitapları ibretle kaydetmektedirler. Endülüs Devleti böyle son buldu.

Osmanlılar
Hindistan ve Çin'den Atlas Okyanusu'na kadar hüküm süren İslâm Devletleri bozuldu. Yerlerine bir çok küçüklü büyüklü devletler kuruldu. Biribiri arasında iç ve dış çekişmelerle İslâm birliği zayıfladı.

İşte bu sırada İslâm âlemini üç, dörtyüz senedenberi uğramakta olduğu belâ ve sıkıntılardan kurtarma şerefi, dinin Yüce Kitabı Kur'an-ı Kerîm karşısında, bir gece sabaha kadar el bağlayıp duran Türk aşiretlerinden Ertuğrul Gâzi Oğlu Osman Gaziye nasip oldu. Abbasi Devleti'nin yıkılış tarihi olan hicretin 656'ncı yılında, Ertuğrul Gâzi'nin Söğüt kasabasında dünyaya gelen oğlu Osman Bey, Yüce İslâm Dininin hizmetçisi ve yardımcısı olan Osmanlı Devleti'nin temelini kurdu: Milâdî 1299.

İslam Şeriatının hükümleriyle eksiksiz amel eden bu soylu ve şerefli millet, Allahü Teâlâ'nın yardımıyla az zamanda büyüdü, dünyaya hükmeden bir imparatorluk oldu.

Osmanlı Devleti'nin dokuzuncu padişahı Yavuz Sultan Selim Han, Mısır'ı fethettiği sırada, son Abbasi Halifesi Üçüncü Mütevekkil Alellah, emâneti Yavuz'a verdi. Mekke Şerifi de mukaddes emânetleri bu hükümdara teslim etti. Böylece Osmanlı Sultanları , Yavuz'dan başlıyarak, Peygamberimizin halifesi bütün müslümanların da emiri oldular.

İçerde Müslümanların, din ve dünya işlerini idare eden Osmanlılar, dışarda da büyük fetihlerle üç kıt'a, yedi denize hakim oldular. Osmanlı ulemasının tefsir ve izahlarına göre, bir taraftan ümmeti vasat sıfatını alan Osmanlılar, diğer taraftan da hadisi şeriflerde beyan edilen, Hatime vasfını elde etmişlerdir. Şimdi ise dünya ve islam alemi "hatimetül hatime"yi beklemektedir.

 

Yorumlar

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

 

Siyer Yeni Haberler

Başka Sahabilere Göre Peygamberimiz

Başka Sahabilere Göre Peygamberimiz Hz. Aişenin dahi Peygamberimiz hakkında geniş bir tarifi vardır...

Hz. Muhammed (Sav)'in Hayatı (Özet)

Hz. Muhammed (Sav)'in Hayatı (Özet) Habeş Meliki Ebrehe, Kabeyi yıkmak için büyük fillerin de bulunduğu kalabalık bir orduyla ...

 

© Copyright 2012 Abdullah KAÇAN | İlimnet - İlim İnternet

Kategoriler
Akaid - Allah'a İman , Cennet , Esmaül-Hüsna , Müslümanın Tutumları , | Fıkıh - Hac , Kurban , Namaz , Ramazan Ve Oruç , Taharet , Zekat , | İlimi Araştırma - Canlılar , Hz.Mehdi , Kuran Mucizeleri , | İslam Tarihi - Asr-ı Sadet , İslamdan Önce , Mezhepler Tarihi , Padişahlar , Peygamberler Tarihi , Savaşlar , | Kadın Ve Aile - Çocuk Eğitimi , Evlilik Müessesi , Örnek Kadınlar , | Siyer - Sahabeler , | Tasavvuf - Tasavvuf Büyükleri , |
Videolar Animasyon Belgesel Film Ve Dizi Komedi Eğlence Video Klip  
Kuran , Sünnet, Hadis , Mekke , Medine, Ravza, Muhammed (sav) , Sanal Kütüphane , İlahi , Ezgi , Hatim , Sohbet , Ders , Film , Çizgi Film, Arapça , Klip , Şiir , Mp3 , Belgesel ,Yazarlar
I