Tepki Hayat Belirtisidir

Tepki Hayat Belirtisidir

   
Bir bebek doğduğunda, ilk iş olarak nefes alır ve ağlar.
 
Ekleyen : Abullah KAÇAN
Okuma Sayısı : 1654

 

Bir bebek doğduğunda, ilk iş olarak nefes alır ve ağlar. Çünkü nefes alışla birlikte akciğerlere hava dolar ve bebek buna ağlayarak tepki verir. Bu, normal işleyişin başladığının ifadesidir. Böylece bebek, dünyada yaşamaya ilk adımını atmış olur. Eğer bebek, ağlayarak hayata katıldığını belli etmemişse bir problem var demektir. Bebeğin hayata döndürülebilmesi, yani nefes alarak ağlamasının sağlanabilmesi için acilen müdahale edilir. Ağız, burun ve boğaz temizlenir, gerekirse başka uyarıcı uygulamalar da yapılır. Eğer bütün bu gayretler sonucunda bebek “Üvee” demişse, herkes “çok şükür” diyerek derin bir nefes alır. Beklenen tepki alınmış ve bir can daha hayata katılmıştır. Demek ki, zamanında ağlamak çok stratejik bir durumdur ve hayat belirtisidir.

Genelde yemek esnasında, tam lokmayı yutarken nefes almayız. Çünkü; nefes alırken soluk borusunun (trakea) ağzını kapatan “Epiglot” isimli kapak açılır. Şahıs, kazara yutkunurken nefes almışsa, epiglot açılır ve içine gıda kaçar. Vücut buna, kaçan cismin miktarına paralel bir tepki ile yani öksürükle cevap verir. Bu, tehlikeli bir durumdur. Vücut tepki veremeyecek olsa, ya da vücudun tepkisi ve dışarıdan yapılan müdahaleler sonuç vermemişse, şahıs boğulabilir. Çünkü yanlış yerde bulunan gıda, nefes almayı engeller. Buradaki tepki de, hayat kurtarmaya yöneliktir.

Vücut normal işleyişe programlanmıştır. Bu işleyişi bozacak, zarar verecek her türlü etkiye tepki vererek, ya bünyenin mevcut tedbiri ile cevap verir, direnir ve mücadele eder, ya da gücünü aşan durumlarda tepki yoğunluğu ile, tehlike sinyali vererek yardım ister. Bu işleyiş, var olan her canlı varlık ve sistem için geçerlidir.

Aza “Nereye gidiyorsun?” demişler, “Çoğa gidiyorum.” demiş. Vücut, normal fizyolojik ve psikolojik seyrinde bir aksama olmadığı sürece saat gibi düzenli çalışır. Eğer sistemlerden birinde bir arıza olursa, bunu çeşitli belirtilerle dışa yansıtır yani tepki verir. Mesela; ateş, ağrı, acı, şişlik, kızarıklık, döküntü vb şikayetler, vücutta işleyişin normalin dışına çıktığını, bir sıkıntı olduğunu ve belki de (zararlı) mikrop bulunduğunu ve bir mücadele yaşandığını ifade eder. Ciddi ve bilinçli bir ilgi ile şikâyet hangi müdahaleye ihtiyaç hissediyorsa o yapılmazsa ve eğer rahatsızlık varsa, o da teşhis ve tedavi edilmezse, şikâyetler giderek ilerler ve daha çok rahatsızlık vermeye başlarlar. Vücudun sinyal anlamı taşıyan tepkilerinin ciddiye alınmaması, rahatsızlıklara hız kazandırır. Yıllarca çekilen ve üstüne gidilmeyen ağrı, acı ve şişlikler, ciddi rahatsızlıkların beşiği durumuna gelir. Bıçak kemiğe dayandıktan sonra harekete geçmemiz ise, çoğunlukla ilerlemiş bir rahatsızlığa müdâhale anlamına gelir, iyileşmeye yönelik ne kadar sonuç alınacağı da geç kalmanın süresine, bünyenin yapısına ve ve bu rahatsızlığa karşı oluşan psikolojiye göre değişir. Daha ilerlemiş durumlarda ise, yapılan müdâhale, habisleşmiş, yayılmış rahatsızlıklardan kurtulma ümidi vermez bize. Oysa daha tepkiler küçük iken tedbir alıp ilgilenebilsek, çok ciddi zararlardan kurtulabiliriz. Şimdi bu manzarayı, sosyal çerçeveye uyarlamaya çalışalım.

Toplum da, canlı bir organizma yani bünye gibidir. Bütün insanlar bir araya gelerek vücudu oluştururlar. Nasıl ki, vücudumuzda minicik bir yer acısa, zarar görse, bütün bünye bunu hisseder. Tahribatın derecesi arttıkça işleyiş de aksar. İşte tıpkı bunun gibi, toplumun genelini ilgilendirip etkileyen bozulma belirtileri ve yanlış gidişler, “Bana zararı yok ya, bana ne.” diyerek görmezden gelinmemeli. Aksi halde, tahliye kanallarından suyu kademeli olarak boşaltılmayan barajın, dolup taşmaya başlamasıyla, giderek önüne gelen her şeyi yıkıp yok ederek bir sel afetine dönüşebileceği gibi, sürekli ihmal de, toplumda önüne geçilmez sosyal patlamalara zemin hazırlayabilir.

Gerek özel, gerekse de sosyal hayatımızda göstereceğimiz tepkiler, her zaman, yıkmaya değil yapmaya, bozmaya değil onarmaya yönelik olmalı. Ve yine her zaman doğru işleyen normal bir seyri hedeflemeli. Toplumdaki normal işleyiş raydan çıktığında, göstergedeki rakamları, saatin gidiş yönüne göre değil de tersinden okursak, bu bize yanlış karar kapıları aralar ve istikametimizi şaşırtır. Sonuç ise hiçbir zaman iç açıcı olmaz. Onun için, toplumsal habis bir tümöre yakalanmadan, bilinçli bilgi mikroskobuyla, uyanık ve basiretli bir iman gö-zünü buluşturup, cesur teşhis ve kararlı tedaviye, başta şahsımız için, ihtiyacımız olduğunu unutmayalım. Ve bunu, aklımızın bir köşesine kırmızı kalemle ve büyük harflerle yazalım.

Etki +(artı) tepki = (eşittir) ? olursa ne olur?

Etki; fiziksel ya da psikolojik tesir gücü olan söz ya da davranışın sonucunda oluşan psikolojiye veya bedene tesir etme durumudur. Kasıtlı ya da kasıtsız olabilir. Bunlardan hangisi olursa olsun, eğer olumlu ise iyi bir gidişe, olumsuz ise, kötü bir gidişe imza atar. Ve eğer, sistemde işleyiş normal ise, her türlü etkiye, aldığı mutlaka hak ettiği bir tepkisel reaksiyonla cevap verilir ki, denklem tamamlansın.

Tepki ise; etkinin farkında olmak, sonucu olumlu ya da olumsuz muhataba iletmek yani karşılık vermek ya da cevap vermektir. Tepki; medeni cesaret, ölçü, bilgi, bilinç ve keskin görüş gerektirir. İnsanın ve eşyanın oluş ve bozuluş kanunlarının farkında olarak olumsuz gidişe engel, olumlu gidişe ise destek anlamı taşır. Silik ve görünmez bir kişilik bir yönüyle, ufacık da olsa yerinde tepkilerle, kişiliğini gün yüzüne çıkarmamanın sonucunda oluşur. Bu bilinmelidir


Tepki; sadece kendisini düşünerek hareket etmek değil, tüm insanları, yani başkalarını da düşünerek, doğruların yürürlükte kalmasını, yaşanılır bir dünyada bulunmayı ve bunu bizden sonrakilere de bırakmayı hedefler. Bütün insanlığın bir bünyeyi oluşturduğunu kabul edip, her hücrenin zararının, bedeni etkileyeceğinin bilincinde olmanın bir sonucudur. Tepki, kaynağını evrensel bir doğrudan almasıyla anlam kazanır. Tepki, doğruları ve iyileri kaim kılmaya yönelikse, yerinde ve zamanında yapılmışsa, uygun söz ve davranışlarla ifade edilmişse, bu, olması gereken bir tepkidir. Hayatı diri götürmenin görüntüsüdür. Hayatta doğrularla birlikte var olmak isteğinin işaretidir bu. Saygıyı ve saygınlığı pekiştirir, güveni geliştirir. Allah'a (c.c) imanın, sevginin ve saygının sonucunda, hayatta kalındığı süre içinde, dolu dolu yaşama, kendimize, başkalarına ve dünyaya karşı sorumluluk1arımızı yerine getirme gayretidir. Tepkilerimiz; turnusol kâğıdı gibi, yapımızı ortaya çıkaran bir özellik taşır. Bu da bizim kimlik görüntümüzdür.

Gündelik yaşantımızda insanlar iş kurarken, yatırım yaparken, fikir üretirken, mutlaka insanların ilgisini, ihtiyacını ve muhtemel tepkisini hesaba katarlar. “Marifet iltifata tabidir; müşterisiz meta zayidir” özlü sözünde olduğu gibi, kabul görmeyen bir iş ve işleyiş mutlaka değiştirilir ya da düzeltilir. Dikkate alınmayan tepkiler, kurum ya da şahıslar ile muhatapları arasında zamanla kalın duvarlar oluşturur.

Bir gazetenin haber dairesinde çalışan bir görevli, “Yayınlanan bir haberden dolayı, 9- 10 şikâyet ya da tepki telefonu almışsak, o gün, o daire felç oluyor.” diyor. Tepki, mevcut olmayan ya da yetersiz olan ilgi, dikkat ve gayreti olması gereken yönde yoğunlaştırır, sonuç almaya götürür.

Mesela şehirlerarası yolculuk yaparken uğradığımız kimi tesislerde, temizlik ve düzen yeterli değildi. Buna rağmen halâ giren-çıkan, yiyen-içen ve dinlenen insanlar vardı. İnsanlar bu durumdan rahatsız olup tepki göstermedikleri sürece, bu düzen muhtemelen devam eder. Eğer her gün oraya uğrayan her yüz aileden ellisi tepki göstererek “Ben bu bakımsız ve sineklerin tur attığı bir mekânda yemek yiyemem.” diyerek ayrılsa idi, şuna inanın ki; en geç ertesi günü her yer pırıl pırıl olurdu, mecburen. Demek ki, tepki aynı zamanda, kaliteyi bir hak olarak talep ve tercih etmenin de bir ölçüsü ve ifadesi demektir. Genellikle büyük kasaba ve şehirlerde, caddelerin kenarlarında, duvarlarda, duvar panolarında muhtelif ürünlerin reklamlarını görürüz. Çoğunlukla da, üründen çok, tanıtan manken ön plana çıkar ve bunlar bazen, hem görüntü, hem de muhteva açısından çoğunlukla uygun olmayan mesajlar verebiliyorlar. Firma adı da belli olan bu reklâm panolarının önünden, her gün binlerce insan geçiyor. Yaklaşık her bin kişiden, sadece yüz tanemiz “Ben bu görüntü ve muhtevadan rahatsız oldum.” diyebilsek, inanın, o panodaki görüntüler ilk fırsatta değiştirilir.

Öyle zannediyorum ki, halimizden ve mevcut düzenden şikâyet etmekte üstümüze yok. Ne hikmetse, bir şeylerin değişmesi ve iyiye doğru gitmesi için, kendimizden başka herkesin değişmesi gerektiğine inanırız, bu sebeple de kendimizi hiç muhatap almayız.

Suçlu avına çıkmadan önce, kendimize ve elimize şöyle bir bakalım. İşaret parmağımız, suçlu kabul ettiğimiz muhatabımızı gösterirken, diğer üç parmağımızın bizi gösterdiğine lütfen dikkat edelim.

Bolca şikâyet ettiğimiz işleyişlere “dur” demek için, daha insanca, daha onurlu ve daha mutlu yaşayabilmek için ne yaptığımızı kendimize dönüp soralım: daha seviyeli ve kaliteli bir hayatı hak etmek için ne gibi gayretler içindeyiz?

Sebepler değişmeden sonuçlar değişmez.

Sebeplerden biri de, bizim rahatsız olmamız gereken durumlardan rahatsız olmayarak tepkisiz kalmamız ise, önce bizim değişmemiz gerekmez mi?

Ben sustuğum, görmediğim ve dur demediğim için, acaba bu ters gidişin sorumluluğunun kaçta kaçı bana ait?" diye sormamız gerekmez mi?

Toplum olarak bizler, kaç derecelik tepki eşiği taşıyoruz? Hangi değerimize kaç kuruşluk sahip çıkıyoruz?

Acaba, çocuk muyuz ki sorumlu olmayalım? Akıl dengemiz mi yerinde değil ki akletmeyelim? Şokta mıyız ki farkında olmayalım? Yoksa fikri ve aklı dinamiklerimiz açısından ölü müyüz?

Niye mi bu soruları soruyorum? Eğer tepki hayat belirtisi ise, acaba biz hayatta mıyız ve ne durumdayız diye merak ediyorum da…
 
Saliha Erdim

 

Yorumlar

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

 

Kadın Ve Aile Yeni Haberler

AİLE VE ÖNEMİ

AİLE VE ÖNEMİ Aile, anne baba ve çocuklardan oluşan toplumun en küçük birimidir...

TESETTÜR

TESETTÜR Kurandaki dış örtüden maksat tarif edilen tesettür ölçüleridir.

 

© Copyright 2012 Abdullah KAÇAN | İlimnet - İlim İnternet

Kategoriler
Akaid - Allah'a İman , Cennet , Esmaül-Hüsna , Müslümanın Tutumları , | Fıkıh - Hac , Kurban , Namaz , Ramazan Ve Oruç , Taharet , Zekat , | İlimi Araştırma - Canlılar , Hz.Mehdi , Kuran Mucizeleri , | İslam Tarihi - Asr-ı Sadet , İslamdan Önce , Mezhepler Tarihi , Padişahlar , Peygamberler Tarihi , Savaşlar , | Kadın Ve Aile - Çocuk Eğitimi , Evlilik Müessesi , Örnek Kadınlar , | Siyer - Sahabeler , | Tasavvuf - Tasavvuf Büyükleri , |
Videolar Animasyon Belgesel Film Ve Dizi Komedi Eğlence Video Klip  
Kuran , Sünnet, Hadis , Mekke , Medine, Ravza, Muhammed (sav) , Sanal Kütüphane , İlahi , Ezgi , Hatim , Sohbet , Ders , Film , Çizgi Film, Arapça , Klip , Şiir , Mp3 , Belgesel ,Yazarlar
I